ilkbebegim

This WordPress.com site is the bee's knees

Kitap Kurdu Böjük Çekiliş Yapıyooor!

Kitap Kurdu Böjüğü yeni keşfettim hemende çekilişe denk geldim…

Sizde katılmak istreseniz buyrun burdan …

Adsız1      Adsız2

Adsız3

Yorum bırakın »

Ben Terörist Değilim! (Sinema Yazısıdır)

Selamün aleyküm cümle aleme!

İzleyipte unutamadığımız yapımlar vardır. Titanic, Yeşil Yol vb gibi. Ben onlar arasına birini daha ekledim: My Name Is Khan (Benim Adım Khan)

Hint yapımı filmde asperger sendromlu bir müslüman olan Rızvan Khan’ın yaşadığı olay anlatılıyor.Küçüklüğü Mumbai’de annesi ve kardeşiyle geçiyor. Yetişkinlik çağında Amerika’ya kardeşinin yanına gidiyor ve hayatının aşkı Mandira ile tanışıyor. Mandira hindu, Khan ise müslüman. Ama yinede evleniyorlar. Burda şu geldi aklıma. Birakın ayrı dinlerden olmayı, aynı dinden ama kültürleri farklı diye biraraya gelemeyenler var hala. Ben Türkiye’de yaşadığım için burda gördüklerimi yazıyorum. Başka ülkelerde de vardır belki. Ama filmdeki gibi pekala insanlar bir araya gelip mutlu olabiliriler. Bu sadece filmlerde olmuyordur heralde.

Mandira ve Khan’ın hayatı Amerika’daki 11 Eylül olaylarına kadar çok güzel geçiyor. Sonra başları kötü bir olay geliyor. 11 Eylül’den sonra ABD’de ki müslüman ve İslam karşıtlığı neredeyse tüm insanlarda had safhada. Belki onlarda kendilerine göre haklı ama düşüncesiz yapılan şey bütün müslümanları aynı kefeye koymak. Zaten öyle bir saldırıyı yapanlar asla ve asla müslüman olamaz. Bu olay müslümanlıkla ve İslamla bağdaştırılamaz. Özellikle peygamber efendimizin şöyle bir hadisi varken; “Sizden bir kimse, çirkin birşey görürse onu eliyle değiştirsin. Eğer buna gücü yetmezse diliyle tağyir etsin. Buna da gücü yetmezse kalben nefret etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.” Çirkinliğe kalben nefretle bakmak imanın en zayıf derecesi ise böyle büyük bir çirkinliği yapanların imanları olamaz. Kendilerini müslüman olarak nitelendiremezler.

Filmin sonunu tabiki söylemeyeceğim. Merak edin izleyin. Ama filmden bir kesitle bitirmek istiyorum. Khan namaz kılmak için camiye gidiyor. Ve orda bir grup insan, güya bir müslüman(!)dan vaaz dinliyor. Vaaz veren, insanların Allah için kendilerini feda etmelerinin, kurban olmalarını gerekliliğini, yani intihar komandosu olmalarının önemini Hz. İbrahim’den örnek vererek açıklıyor:

– Allah, Hz. İbrahim’den oğlunu kurban etmesini istedi. Tek bir soru sormadan Hz. İbrahim bunu kabul etti. bugün sıra bizde olabilir. Allah’ın buyurduğu da budur! İslamiyet’in şartı budur!
(Rizvan Khan)
– Hayır, hayır, hayır, hayır. Yalan söylüyorsun. Bir dakika… Durun…
– Neden kardeşim? İsmail’in kurban edilme olayına inanmıyor musun?
– Hayır, hayır! Annem bana hikayeyi anlatmıştı. Hz. İbrahim, Allah’ın merhametinden şüphe duymuyordu. Hikaye, onun kuvvetli inancı ve imanından ibarettir. Ve bu yüzden yabancı bir ses Allah’a karşı çıkması gerektiğini söylese de Hz. İbrahim, oğlunu kurban etmekte tereddüt etmedi. Diğer sese kulak asmadı. Allah’ın, oğlunun ölmesine izin vermeyeceğinden emindi. Ve haklı da çıktı. Allah, İsmail’in hayatını bağışladı. Hatta annem dedi ki, “Rizvan bu hikaye Allah yolunun nefret değil, sevgi yolu olduğunu gösterir.” Başka söze ne hacet…

Selametle…

Yorum bırakın »

İlk 3 ay

Bebeğim 4.  ayını doldururken şööyle bir geriye baktım. Baktım da acısıyla tatlısıyla geçen 3 ayı bir yazayım kısaca dedim.

Doğumum herkesin bildiği gibi zorunlu sezaryen oldu. O yüzden ilk günler oldukça zor geçti. Bilerek bıçak altına yatanlara hergün şaşırdım durdum. Kendine başına yatıp kalkamıyorsun bile. Ama onlarda geçiyor elbette. İlk iki hafta geceleri eşim için daha zordu çünkü bebek her uyandığında beni kaldırması, her uyuduğunda da yatırması gerekiyordu🙂 En zoru da sürekli kucağınızda duran bebişi yatağına yatırmış olduğunuz halde hala kucaktaymış gibi ellerinizi birbirine bağlamış uyuyor oluşunuz🙂 Birde benim en çok yaptığım yorganın içinde bebek varmış gibi aramak ve eşimide canhıraş çığlıkla uyandırmak. Oysa bizim Yusuf yatağında mışıl mışıl uyuyor bizim bağrışırken🙂

İlk üç ayda en çok severek yaptığım ve hala sevdiğim şey emzirmek. Sanki o anda tekrardan karnıma girip bütün oluyor benimle. Tatlı tatlı homurdanarak emmesi yok mu bide tadına doyum olmaz.

Bizim gaz problemimiz çok olmadı şükür. Oyüzden kolik tarzı ağlamalarda yoktu. Acıktığında ve korktuğunda ağlıyor hala. Ha bide uykusu gelince.

Uyku deyince her anne bir ah çeker herhalde. Hamileliğin son aylarında başlayan uykusuzluk kronik bir şekilde devam ediyor. Ne kadar uyusakta en tatlı yerinde uyku bölündüğü için sürekli uyurgezer moddayız.

Bütün anneler gibi benimde korkulu rüyam aşı günleri. Biraz alışır gibi oldum ama hala o ağlarken benimde gözlerim doluyor. Hatta ilk aşımızda basbayağı ağladım.

Evet daha fazla uzatmayalım. İşte böyle kimi zaman zor, kimi zaman tatlı…Bugünlerde yaptığımız ise oturmaya çalışmak, diş kaşımak, sağa sola atılıp bişeyler tutmaktan ibaret.

Herkese keyifli annelikler🙂

Yorum bırakın »

Anneler üzülmesin…

Kimse istemez zaten anneleri üzmek değil mi? Zaten kimse de isteyerek yapmıyordur yaptıklarını. Şimdi hamilelikten beri her anne adayının başına geleceklerini sıralayacağım. Söylenecek sözlere hazırlıklı olsunlar ki benim gibi çok üzülmesinler.

  • Hamile kalınca duyulacak ilk cümlelerden biri ‘ aaa daha erken değil mi? azıcık gezip tozsaydınız’
  • Aylar ilerledikçe ‘ay senin hiç göbeğin çıkmamış yoksa bebek çok mu küçük’ veya tam tersi ‘çok kilo almışsın ya nasıl vereceksin bunları’ (hangisine inanacağını şaşırmış bir beşer var bunlar söylenirken ortamda)
  • Son aya girince bir grup kadın/insan da şöyle der: ‘bence sezaryen ol, kestir kurtul hiç üzme sancıyla kendini’ diğer grup ise ‘kesinlikle normal doğur bak gör ne kadar rahat’
  • Çocuk doğduktan sonra hastanede: ‘ aa bu aynı babası sana hiç benzememiş’
  • İlerleyen günlerde: ‘sütün geliyor mu emin misin? bak ağlıyor kesin doymuyor bu’
  • ‘Gazını çıkartmayı beceremiyorsun bence ondan ağlıyor’
  • ‘Kafası çok mu büyük ne? hahaha koca kafa bu çocuk yav! ‘
  • 2-3 aylık olunca: ‘ooo bunlar daha iyi günlerin hele bi emeklesin yürüsün o zaman canını çıkartacak senin’
  • ‘Birden zayıflayacaksın, çökeceksin. Bide sen çalışıyorsun ayy ne kadar zor hiç bişeye yetişemezsin’
  • Bu maddeler uzaar gider…

Velhasıl kelam anneler ben 4 aylık bebişle bunların hepsini ve daha fazlasını yaşadım, dinledim gördüm. Ama bugün iki yakın arkadaşımın hamile olduğunu öğrendim. Onlara bebeğin zorluklarını değilde, nasıl şükredilmesi gereken bir nimet olduğunu söyledim. Zorluklarını kendileri yaşayıp zaten görecekler. Eğer danışmak istedikleri konu olursa hemen yanlarında olacağım ama asla bana ve çoğuna söylenenleri söyleyip huzursuz etmeyeceğim.

Anneliğin enn güzel zamanlarında bunları duymak yerine güzel, moral verici sözler duymak onlara vereceğim en güzel doğum hediyesi bence. Anneler üzülmesin, bol moralli, bol sütlü olsun. Bebişler huzurla, sağlıkla büyüsün (inşallah).

 

Yorum bırakın »

Doğum Hikayeleri- Özlem ve Özde

Blogu açmamın nedeni paylaşmak ve birbirimize yardımcı olmak içindi. O yüzden doğum hikayeleri kısmı oluşturmaya karar verdim. Sadece normal doğum değil benim gibi sezaryen olmak zorunda kalanların da paylaşmasının iyi olacağını düşünüyorum. Çünkü anne adayları herşeye hazırlıklı olmalı.

Özlem ve Özde’nin hikayesi de bir zorunlu sezaryen tekrar teşekkürler paylaştığı için. Özlem’i buradan takip edebilirsiniz.  http://ozlemom.com/

20/03/2012

Anne olmak, bir bedene iki can sığdırmak… Dünyadaki hiçbirşeyle değişilmeyecek kadar güzel ve eşsiz bir duygu… Öyle bir tuku ki bir kere girdimi içine, bir kere sardı mı ruhunu, ömür boyu bırakmayacak peşini…
Bundan birkaç yıl önce başkalarının çocuklarına bakarken tahmin bile edemezdim birgün kendi bebeğimi kucaklayacağımı. Zaten oldum olası severdim çocukları, daha kendim çocuk denecek yaştayken bile hoşuma giderdi minikler. İçimdeki çocuk sevgisinden olacak ki mesleğimin en zor branşlarından birini gözüm kapalı seçmiştim zamanında.
Ve gün geldi bir bebeğe hamile olduğumu öğrendim. Zaten çok istediğim birşeydi, öğrendiğimde inanamadım ilk önce, gerçek olduğunu anlayınca ise mutluluktan uçtum resmen. Gün geçtikçe daha da sabırsızlanıyordum artık, acaba nasıl olacaktı, kime benzeyecekti, bir an önce doğsun istiyordum işte. Kızım da sabırsızlığımı anlamış olmalı ki zamanından önce yaklaşık 1 ay erken gelmeye karar verdi dünyaya, sanırım O da beni görmek için sabırsızlandı :)
Hamileliğim boyunca çok çalışmış, evde vakit geçirip kendime ve bebeğime zaman ayıramamıştım. Oldukça zorlu ve yorucu geçen günlerin ardından nihayet izne ayrılmıştım artık, doğuma kadar evde dinlenip kızım için son hazırlıklarımı yapacaktım. İlk gün bebişimin kıyafetleri yıkandı, ütülendi, dolabına yerleştirildi. Daha hastane çantamız bile hazır değildi, bir kısmı o gün hazırlandı ancak hala eksiklerimiz vardı. O gün hepimiz çok yorulduk ve ertesi gün hiç beklemediğim bir anda kafamı allak bullak eden bir şey oldu. Hemen hastaneye koştuk, NST-ultrason-muayene derken doğumun beklediğimizden erken olabileceğini öğrendik. Karar bol sıvı ve yatak istirahati. Eve gelip hemen yatış pozisyonuna geçtim tabi, bu arada annem hazırlıkların geri kalanıyla ilgileniyordu. Bu şekilde sadece iki gün yatabilmiştim ki üçüncü günün sabahında aman Allahım yoksa?! Hoop atlarsın arabaya doğru hastaneye, tekrar ultrason muayene falan, paldır küldür yatış işlemleri, telefon trafiği, heyecan, korku, mide bulantısı, ağlama krizi ve bir anda kendimi sezeryan masasında buluvermiştim. Karmakarışıktım o an, her türlü duyguyu aynı anda yaşıyordum. Korkuyordum bebeğim çok küçük ya birşey olursa diye, heyecanlanıyordum çünkü kızıma kavuşacaktım sonunda, şaşkındım daha yapacaklarım vardı, ben böyle olacağını hiç düşünmemiştim ki! Eşim sürekli yanımdaydı, en az benim kadar karmaşık ve endişeliydi ama bana hiç belli etmedi, hep gülümsedi elimi tutarken… Anestezi sonrası belimden hatta göğsümden aşağısını hissetmiyordum, ben farkına bile varmadan ameliyat başlamıştı bile. Bir iki dakika içinde ‘’az kaldı, bebek geliyor’’ dedi eşim. Ve ben o sesi beklemeye başladım, dünyanın en güzel sesini… Bebeğimin ağlamasını duyduğumda yaşlar süzülmeye başladı gözümden, henüz görememiştim ama şükürler olsun sağlıklıydı, en azından nefes alabiliyordu. Allahım nasıl bir mutluluktu bu… Bebişi temizleyip kontrol ettikleri sırada eşim yanlarındaydı, gülerek izliyordu, bir yandan da benim sorularımı yanıtlıyordu. Nihayet yeşillere sarıp yanıbaşıma getirdiler kuzumu, bembeyaz bir kartopu gibiydi, taa içime çektim cennet kokusunu…
İşte o andan beri bambaşka herşey, ben artık bir ANNE’yim, annem gibiyim…her anım kızımla dopdolu, daha önce nasıl kocaman bir boşlukta yaşıyormuşuz meğer… Kızım, bebeğim, güneşim, ışığım, hayatım, dünüm, bugünüm, yarınım, HERŞEYİM, hoşgeldin cansuyum…Allahıma şükürler olsun seni bana lütfettiği için… Yaşattıkların yaşatacaklarının teminatı biliyorum…Seni çok ama çok seviyorum mavişim, ruhum bedenim ömrüm bundan sonra senin için…

Yorum bırakın »

Uyku Eğitimi mi? O da Ne ki?

Bebeğim bilindiği üzere 3 ayını doldurmak üzere. Hamilelik döneminde çok araştırıp okumuştum uyku düzeni ve eğitimi için. Ama gelin görün ki henüz evdeki hesap çarşıya uymadı.

Ne kadar erken alıştırırsan o kadar iyi yorumlarına sonuna kadar katılarak 1 aylıkken deneyeyim dedim. Bİzim bıcırık çok inat değildir. Ama uyumak için illaki ilgilenilmesini istiyor. Bir iki gün uykusu gelince yatağına yatırdım. Ağladıkça yanına gidip pışpışladım. Gözleri uykudan açılmayan bebek iki dakika sonra uyanıyor. Hele ki gündüz, yatağının ucundaki dönenceye bakıp uykusunu kaçırıyor. Bende henüz erken olduğuna karar verdim ve vazgeçtim. Gelelim asıl soruya şimdi nasıl uyuyor? Gece uykusu için rutinimiz var artık. İlk önce banyo, sonra süt emme, sonrada iyice mayıştığı için ya babası hafiften sallıyor ya da ben. Çoğunlukla sorun olmadan dalıyor. Bizde götürüp yatağına yatırıyoruz. E tabi bebek bu bazende gıcıklığı tutup uyumuyor, o zamanda sabrediyoruz sadece.

Gündüz uykularında bazen hah tamam bu sefer düzene girdi galiba diyorum ama nerdeee! hiç belli olmuyor. Uzun lafın kısası şu anda uyku eğitimi mi, yeter ki uyusun modundayız🙂

Ama kötü örnek istemem çünkü tatil dönüşü tekrar başlayacağım eğitime. Allah tüm annelere sabır versin…

Yorum bırakın »

Anne Sütü Gerçekten Mucize

İlk yazıyla bu yazı arasında neredeyse iki ay olacaktı ki, olaya el atıp bebiş uyurken iki satır yazayım dedim🙂

Sezaryen olmaktan korkmamın çoğu sebeplerinde biride ‘ya sütüm gelmezse? ‘ endişesiydi. Neyseki öyle bir olay olmadı. Bebeği kucağıma alır almaz İlahi kudretle geldi o mucize.  Nacizane tavsiye stres yapmamak. Tabiki de ilk günler zor geçiyor. Bebek emmeyi çok beceremiyor, göğüs uçları mahvoluyor, süt çok gelmiyor ama sabretmek lazım. Zaten anneliğin en büyük erdemi SABIR değil mi?

Günler geçtikçe siz emzirmeye, bebekte emmeye alışıyor. Ve hayatınızın belli bir döneminde yaşayabileceğiniz bir şey olmaya başlıyor. Zamanla bebeğiniz kollarınızda sizin sayenizde ama Rabbin kudretiyle ağırlaşmaya, kendini toplamaya başlıyor. İşte o zaman o iki süt tulumbacığının asıl gayesini anlıyorsunuz. Muhtaç olana bahşedilmiş nimet onlar, hatta rızık.

Ve 6 ay sadece anne sütüyle bebek büyür mü ya? diye hayıflanırken o mucizeye her doktor kontrolünde şahit oluyorsunuz. Sizde haklı olarak bir gurur, bir sevinç. Çocuğunu kendi sütüyle besleyip büyütmek kadar güzel birşey yok. Ha mama vermek zorunda olanlar okurken üzülmesin. Çünkü herşey sizin elinizde değil. Belli sebepler var belki de göremediğimiz. Çaba harcamış olmak, sabretmiş olmak vicdanın rahatı için önemli. Bu küçük gibi görünen ama aslında çok büyük olan bir mucize. Bize de buna aracılık etmek düştü…

İyiki anneyim…

2 Yorumlar »

BİZİMKİSİ BİR DOĞUM HİKAYESİ

Herkese selamlar!

Blogumu açtığım ilk gün bugün.Adı ilk bebeğim olunca, ilkimin doğum hikayesi ile başlamak istedim.

Ben öncelikle mesleğimi söyleyeyim; EBEYİM.Evet ben 4 yıl ebelik hakkında eğitim almış kişiyim.Ama herkesin de bildiği gibi Türkiye’de ebelik mesleğinin tadına varamamış kişilerdenim. Şimdi burada Türkiye’de Ebelik diye bir seminer vermeyeceğim tabi ki🙂 Ama doğum hikayemde, bilinçli olmamın bana artı şeyler verdiğini söyleyerek bu yazıyı okuyanları da araştırıp öğrenmeleri konusunda nacizane teşvik ederek başlayayım istedim.

Şimdi bu kadar laftan sonra sezaryen olduğumu söylediğimde şaşırmayın.Ben çok ama çok istedim normal doğurmayı ama olmadı.Doğum izninde evde durmaktan sıkılan ben, 2 gün önce eşimle tiyatroya gitmiş ve sancılanmıştım.Ama normal sancı zannederek önemsemedim.Ertesi günde sancılarım hafif bir şekilde olunca annem çok yorulmasın geldiğinde diye temizlik yaptım evde🙂.9 Mayıs günü 38 hafta 4 günlük olan bebeğimle rutin kontrole gittik.Yanımda eşim ve annemle birlikte.Doktorum vajinal olarak muayene etmek istedi.Veee süpriizz! 2 cm açılmam var,rahim ağzıda esnemiş.Bende bir heyecan, bir terleme oldu ki anlatamam.Ama doktor kötü haberi sonradan verdi bebek 3400 gr ve başı doğum yoluna hiç inmemiş. Vajinal muayenede doktor çatı kısmının dar olduğunu bu kiloda bir bebeğin çıkamayacağını söyledi. Ben normal doğum istediğimi zaten söylemiştim doktora, beni sezaryene almak için bahane uydurmayacağını biliyordum. Ama biraz beklemek istedim.Nst çekilmem için gönderdi. Orda da koca koca sancılar çıkınca, karar vermek eşimle bana kaldı. Kendimle çok çeliştim.Ben bir ebeydim,bu zamana kadar çok doğuma girdim.O unutulmaz anları bende yaşamak istiyordum ama bebeğimin zarar görmesini de istemiyordum. Doktor çok beklersen bebek strese girebilir dedi. Yani Fetal Distres. Bu olayı çok görmüştüm ve sonuçlarını da biliyordum. Hastane eve yakın olduğu için eve gitmek istedim. Doktorum normalde bu sancıyla gönderemeyeceğini ama beni bildiği için tamam dedi. Zaten hastane çantamda yanımda değildi. Eve geldim o kadar yavaş hareket ediyorum ki eşimle annem kızıyorlar. Duşa girdim, arkadaşlarımı aradım tek tek, evi topladım, eşyalara göz atıp eksikleri tamamladım ama hala gidesim yok. Çünkü sezaryen olmak istemiyorum.Ama sonunda arabaya binip hastaneye ulaştık.

Yatış işlemleri yapıldı, kan alındı vs derken saat 15:00 da beni alıp götürdüler. Kalbim o kadar hızlı çarpıyor ki sanki herşeyi bir ekrandan izliyorum onları yaşayan ben değilim. Spinal anestezi ile yapılmasını istedim. Çünkü hemen görmek istiyordum oğlumu.Ben daha yeni başlıyor derken bir vıyaklama duyuldu🙂 Sonra yanıma getirdiler sapsarı tombul bir oğlancık. Sadece bakakaldım.Ağlamak istiyordum ama ağlayamadım.Yanımdakilerden utandım :)Ama çok güzeldi, herşeyiyle…

Sonra onu götürdüler. Ben bir an önce bitsin ve onu kucaklayıp emzirmek istiyordum.Beni tahminimden erken çıkardılar fakat bebek çıktıktan sonra bir rahatlacı madde verdiler. İşte benim sarhoşluğum o zaman başladı🙂 Sonrası rüya gibiydi. Odama götürdüler ama bebek yok hemen eşime sordum ‘aşısını yapıyorlar gelecek’ dedi.Ben ‘çabuk getirsinler’ dedim. Sonra eşime sarılıp bir ağladım ki tam oldu🙂 O da gülüyor sıpa…Biraz beklemdikten sonra fındığım geldi. Babasının aldığı Beşiktaş’lı kıyafetleriyle. O kadar minikti, o kadar sevimliydi ki…Gözlerini açıyor etrafa zor bakabiliyordu. Aldım kokladım.  İste o an herkes yanımdan gitti sanki. Ne doğum sonrası acı kaldı, ne normal doğum yapamamış olmanın verdiği üzüntü. Sadece bana tatlı tatlı bakan iki çift göz. Bizim oğlumuz, miniğimiz, herşeyimiz…

 

Allah o sevgiyi öyle bir yerleştirmiş ki annelere, doğumdan sonra bir daha dağum yapmak o anı tekrar yaşamak istiyor insan. Dünyada en sevilen varlık olan annelerin arasına bende katıldım artık. Bende birinin ömrünün sonuna kadar seveceği bir varlığım artık. Ve artık hiç birşey eskisi gibi değil…

Not: Sezaryenin artıları eksilerini soracak olanlar için ayrıca bir yazı yazacağım. Muhtemelen bir sürü yerde bir sürü şey okudunuz ama benimkiler ansiklopedik bilgi değil sadece tecrübe ve yaşanılanlar. Bu blogunda açılma amacı bu zaten.

İyi ki Anneyim…

Yorum bırakın »

KİTAP KURDU BÖJÜK

This WordPress.com site is the bee's knees

Food Recipes From Turkish Cuisine in English

This WordPress.com site is the bee's knees

Seyyaf & Hümeyra

Hayırla Büyüyün...